Yaklaşık 2,5 yıldır kullandığım Belçika çikolatası olan Callebaut firması güzel bir teklifle geldiler bir süre evvel. Belçika da ki fabrikalarında eğitim programlarına ve fabrika turuna beni de davet ettiler. Önce Ege'nin ilk okula başlayacağı günlere denk geldiği için biraz tereddüt etsem de eşim böyle bir eğitimi kaçırmamam konusunda beni ikna etti. Daha önce yurt dışına çıkışım olmadığı için vize sürecim epey sıkıntılı geçse de yolculuğa 4 gün kala vizem onaylandı hemde görüşme sonrası 1 gün içinde onayladılar . Görüşmeye girebilmek için 3 gün içinde 2 kere Ankaraya gidip dönmem gerekti.
Bavullarımızı Brüksel tren istasyonundaki bavul kasalarına kilitledikden sonra (harika bir uygulama gerçekden turistler için bu kasalar bulunmaz nimet) çikolata kokulu Brüksel sokaklarına doğru yürüyüşe başladık.İlk karşımıza çıkan adım başı çikolata kokuları yükselen waffle arabalarıydı. Birde patates kızartması satan arabalar. Biraz ilerledikten sonra tüm çikolatacıların konuçlandığı meydana geldik. İşte burada hangi mağazaya bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Paul Wittamer, Leonidas, Godiva, Neuhaus ve ardından Pierre Marcolini mağazalarını hayranlıkla inceledik imkan olduğunca birkaç fotoğraf çekmeyi başardım. Bu mağazaları ve müşteri potansiyellerini görünce ülkemizde özelliklede İzmir’de çikolataya verilen değerin ne kadarda az olduğunu üzülerek gördüm. Çikolatalar adeta kuyumcu dükkanında sergilenen altınlar gibi sergileniyordu birçok mağazada. Özellikle Belçikanın en iyi çikolatacısı olan Pierre Marcolini'de bu şekildeydi.
Son olarak gittiğimiz yerde ki masayı süsleyen enginarıda fotoğraflamadan edemedim:)























